|
|
PREİMPLANTASYON
GENETİK TANI
Günümüzde genetik hastalıklar gebelik
sırasında veya doğumdan sonra tanımlanabilmektedir. Ancak bebekteki muhtemel
genetik hastalıklar ultrasonografi, amniosentez gibi yöntemler ile gebeliğin
ancak dördüncü ayında belirlenebilmekte ve ciddi bir anormallik saptanması
durumunda gebelik 5. ay civarında sonlandırılmaktadır. Bu durum anne ve baba
adayını psikolojik ve fiziksel olarak travmaya uğratmaktadır.
Son yıllarda genetik bilimindeki gelişmeler
henüz gebelik oluşmadan, tüp bebek yöntemleriyle laboratuvar ortamında
geliştirilen embriyolar üzerinde genetik inceleme yapılmasına ve seçilmiş
olan sağlıklı embriyoların anne adayının rahmine yerleştirilmesine imkan
tanımaktadır. Bu yönteme gebelik öncesi genetik tanı (Preimplantasyon
Genetik Tanı-PGT) adı verilmektedir.
Gebelik öncesi genetik tanı, anne ve baba
adayından elde edilen yumurta ve sperm hücrelerinin laboratuvar ortamında
döllendirilmesi sonucu gelişen embriyolardan bir adet hücre alınması ile
gerçekleştirilmektedir. Genetik tanı için Floresence İn Situ Hibridizasyon (FISH)
veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) adı verilen özel yöntemler
kullanılmaktadır. Doğacak bebekte monozomi veya trizomi (Down sendromu ve
diğer trizomiler) gibi sayısal kromozom bozukluklarının ve tek gen
hastalıklarının (Akdeniz anemisi, Orak hücre anemisi, hemofili, kistik
fibrozis, muskuler distrofiler gibi) tanısı PGT ile mümkündür. Böylece
hastalık taşımayan, sağlıklı embriyoların anne adayına transferi ile
sağlıklı bebeklerin doğması sağlanmaktadır.
|
|

Embriyolarda uygulanan biyopsi işlemi. |
|
Gebelik öncesi genetik tanının amacı öncelikle
genetik hastalıkların embriyo aşamasında tanımlanmasıdır. Ancak; PGT
kısırlık problemi nedeni ile tüp bebek tekniklerinin uygulanacağı çiftlerde
de kullanılmaktadır.
Günümüzde gebelik öncesi genetik tanı ile 100
civarında genetik hastalık tanımlanabilmektedir. Aşağıda PGT ile en sık
tanımlanan genetik hastalıklar özetlenmiştir: |
-
Talasemi majör (Akdeniz anemisi)
-
Kistik fibrozis
-
Duchenne muskuler distrofi
-
Hemofili
-
Orak hücreli
anemi
-
Spinal muskuler atrofi
-
Myotonik distrofi
-
Frajil X sendromu
-
Fenilketonüri
-
Konjenital adrenal hiperplazi
-
Alfa-1 antitripsin
eksikliği
-
Alzheimer
-
Huntington hastalığı
|
-
Doğumsal işitme kaybı
-
Akondroplazi
-
Hemakromatozis
-
Gaucher's Disease
-
Retinoblastoma
-
Fanconi Anemia
-
Retinitis Pigmentosa
-
Epidermolizis Bülloza
-
Nörofibromatozis
-
ADA eksikliği
-
Tay-Sach's hastalığı
-
Lesch Nyhan sendromu
-
Alport hastalığı
|
|
Günümüzde DNA analizi yöntemi ile çok sayıda
kalıtsal hastalığın henüz embriyo düzeyinde iken tanımlanması mümkün hale
gelmiştir. Bireyler, taşıdıkları kalıtsal hastalığı değişik oranlarda
çocuklarına aktarırlar. Bu nedenle genetik hastalıkların çiftlerde ve
embriyolarda belirlenmesi çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olabilmesi için
önemlidir.
Wiskott-Aldrich Sendromu (WAS) bağışıklık
sisteminde zayıflık ile kendini gösteren kalıtsal bir hastalık olup 4 milyon
canlı erkek doğumda bir görülür. Cinsiyet kromozomları (X kromozomu) ile
kalıtılması nedeniyle nadir durumlar dışında sadece erkeklerde saptanır.
Hasta bireylerin erkek çocuklarında hastalık veya taşıyıcılık riski yok iken
kız çocuklarının tümü taşıyıcı olmaktadır. Taşıyıcı kızların erkek
çocuklarının yarısı hasta, kız çocuklarının ise yarısı taşıyıcı olmaktadır.
Hastalığın cinsiyet ayrımı yapmayan 2. bir formu da mevcuttur. Hastalık;
ekzema, trombositopeni ve tekrarlayan enfeksiyonlar ile karakterizedir.
Hastaların sadece %25-30’unda klasik bulgular saptanır. Doğum sonrası
trombosit sayısının düşüklüğü ile kendini gösterebilir. Etkilenmiş
çocuklarda 6. aydan önce dirençli solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak
iltihabı ve diyare gözlenir. Hastalarda şiddetli viral, bakteriyel ve mantar
enfeksiyonlarının yanı sıra otoimmun hastalık ve kanser görülme riskinde
artış mevcuttur. Etkilenmiş bireyler sıklıkla çocukluk döneminde ilk 10 yaş
içerisinde kaybedilir. Hastalığın tedavisi, eksik olan immunoglobulinlerin
dışarıdan verilmesi ve profilaktik antibiotik kullanımı ile sağlanmaya
çalışılır. Kesin tedavi kemik iliği ve kök hücre transplantasyonu ile
sağlanır.
Wiskott-Aldrich Sendromu’ndan sorumlu genetik
yapı X kromozomunun kısa kolu (Xp11.23-p11.22) üzerinde yer alır. Genetik
yapıyı oluşturan dizilerinin analizine dayalı “dizi analizi yöntemi” ile
Wiskott-Aldrich hastalığı vb. genetik hastalıklarda çok daha fazla sayıda
genetik bozukluk belirlenebilmektedir.
Wiskott-Aldrich Sendromu gibi kalıtsal bir
hastalığa neden olan genetik bozukluğun tanımlanması için hastalığa neden
olan genin yapısının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar
sonucu Wiskott-Aldrich hastalığının yanısıra B-talasemi, Kistik Fibrosis,
Orak Hücre Anemisi, Hemofili, Muskuler Distrofiler, Frajil X gibi
hastalıklara sebeb olan ve ayrıca P53 ve retinoblastoma gibi kanserle
ilişkisi olan bir çok genin yapısı belirlenmiş ve bunların genetik tanısına
yönelik yöntemler geliştirilmiştir.
Wiskott-Aldrich hastalığının genine ait DNA
yapısı incelenmeden önce o gen bölgesinin çoğaltılması gerekmektedir. PCR
adı verilen özel bir yöntem sayesinde X kromozomu üzerindeki Wiskott-Aldrich
hastalığı genine ait bölgenin çok kısa bir süre içerisinde milyonlarca
kopyası elde edilebilmekte ve yapısı incelenebilmektedir. Çoğaltılmış olan
bu gen bölgeleri özel sistemler kullanılarak dizi analizi işlemine alınmakta
ve tüm baz dizileri belirlenebilmektedir. Dizi analizi yöntemiyle Wiskott-Aldrich
vb. hastalıklara neden olan ve mutasyon adı verilen kalıcı değişiklikler çok
daha hassas ve etkili bir şekilde saptanabilmektedir. Bu sistemde DNA
örnekleri öncelikli olarak özel bazı boyalarla işaretlenir. Sonrasında
işaretlenmiş DNA örnekleri bir lazer okuyucu tarafından belirlenir ve elde
edilen veriler bilgisayara aktarılır. Böylece Wiskott-Aldrich genindeki
bozukluk belirlenmiş olur. Wiskott-Aldrich Sendromu’nun yanısıra Akdeniz
toplumlarında ve ülkemizde çok sık görülmekte olan β-talasemi ve orak hücre
anemisi gibi hastalıklar ile kistik fibrozis, hemofili ve kas
hastalıklarında da dizi analizi yönteminin kullanılması sayesinde
mutasyonların büyük bir kısmı tespit edilebilmektedir. |
|
 |
|
Dizi Analizi Cihazı ile embriyoya ait hücrede
IVS I-110 mutasyonunun saptanması. |
|
Bu yöntemle merkezimizde, kalıtsal hastalık
taşıyıcısı olan çiftlerin tüp bebek yöntemi ile elde edilen embriyolarından
alınan hücrelerin DNA’sı “tek hücre PCR” yöntemi ile çoğaltılmakta ve
taranan hastalığa ait gen bölgesi dizi analizi yöntemi ile
tanımlanabilmektedir. Sonuçta, kalıtsal hastalığı taşıyan embriyolar
elenirken sağlıklı embriyoların transferi ile genetik hastalık taşımayan
çocukların dünyaya gelmesi sağlanabilmektedir. Dizi analizi yöntemi ile
Wiskott-Aldrich Sendromu’nun yanısıra talasemi, kistik fibrozis, hemofili ve
duchenne muskuler distrofi gibi kas hastalıklarında da kalıtsal hastalık
daha embriyo düzeyinde iken tanımlanabilmektedir. Ayrıca, Wiskott-Aldrich
Sendromu, talasemi, lösemi gibi hastalıklarda, dizi analizi yöntemi ile
sağlıklı embriyoların saptanmasının yanısıra HLA genotyping (doku tiplemesi)
işlemi de aynı anda uygulanabilmekte ve embriyoların doku tipi
belirlenebilmektedir. HLA genotyping yöntemiyle talasemi veya lösemi
hastalığı saptanmış çocuklara sahip ailelerde, anne ve baba ile çocuğa ait
doku tiplerinin belirlenmesinden sonra, hastalığı taşımayan embriyolar
içerisinden doku tipi hasta çocuk ile uygun olan embriyolar
seçilebilmektedir. Bu şekilde elde edilen sağlıklı gebelikler, sağlıklı
doğan çocukların kord kanı ve kemik iliğinin kullanılması ile hasta çocuklar
için tedavi sağlayıcı olmaktadır. Bu yöntemle aile prenatal tanı işlemi
sonrasında uygulanan gebelik sonlandırılmasına bağlı tıbbi ve psikolojik
travmalardan da korunmaktadır. Ayrıca; gebelik öncesi tanı, hasta kişilerin
yaşam boyu karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalıkların tedavisindeki
güçlükler ve yüksek tedavi maliyetleri nedeniyle ailelerin sağlıklı çocuk
sahibi olmalarını sağlaması ve hasta kişiler için tedavi olanağı sunması
nedeniyle çok önemli bir tekniktir. Günümüzde yapılmakta olan çalışmalar
sonucunda hastalıkların genetik yapısının belirlenmesiyle birlikte çok daha
fazla sayıda hastalığın embriyolarda tanımlanması mümkün olacaktır.
|
|
|