|
GENETİK
DANIŞMANLIK
Genetik Danışma kimlere gereklidir:
1.
Kalıtsal bir hastalık
taşıyıcılığı veya hastalığa sahip olma
a. Tek gen hastalıkları (Otozomal
Dominant, Resesif veya X kromozomal kalıtılan)
b. Kromozomal bozukluklar
(Sayısal Bozukluklar, Translokasyonlar)
c. Multifaktöriyel
hastalıklar (Kan, Kalp, Böbrek, Kemik Hastalıkları ve Kanser)
d. Mitokondrial
hastalıklar
2.
Genetik hastalığa
sahip çocuk veya çocukların bulunması
-
Bir veya birden fazla
doğumsal anormallik
-
Gelişme geriliği ve boy
kısalığı
-
Cinsiyet gelişim kusurları
-
Zihinsel Gerilik (Mental
retardasyon)
3.
Böyle kişilerin akrabalarında
-
Kalıtsal hastalık tanısı
-
Hastalığın seyri ve tedavi
yöntemleri
-
Tekrarlama risklerinin
belirlenmesi
-
Risk altında bulunan
kişilerin yönlendirilmesi
4.
Akrabalık (akraba evliliklerinin aile
içinde dağılımı)
5.
Teratojen bir ajan ile karşılaşma
6.
Tekrarlayan gebelik kayıpları
7.
İleri anne yaşı (≥37)
8.
İnfertilite (erkek ve kadın
faktörleri)
Genetik danışma, kalıtsal bir hastalık taşıyan veya taşıma riski bulunan
kişilere ve bu kişilerin akrabalarına, hastalığın seyri ve tedavi
yöntemleri, tekrarlama riskleri ve çözüm yolları ile beraber hangi
dönemlerde hangi testlerin yapılması gerektiği ve bunların sonuçlarıyla
ilgili bilgi verilmesidir. Danışma veren kişi bir genetik uzmanı
olabileceği gibi bu konuda eğitim almış diğer uzmanlık alanlarındaki
doktor veya biyolog olabilir. Genetik danışman olarak adlandırılan bu
kişilerin öncelikli görevi aileye üzerinde tartışılan hastalıkla ilgili
bilgileri doğru ve tam olarak aktarmak ve çözüm yolları sunmaktır. Bu
nedenle genetik danışma hiçbir zaman yönlendirici olmamalıdır. Aksine
tüm bilgiler kişi veya kişilerin anlayabileceği şekilde anlatılmalı ve
karar ilgili kişiler tarafından verilmelidir.
Genetik danışma öncesinde,
hastalık tanısının kesinleşmiş olması şarttır. Bu nedenle bir genetik
uzmanı tarafından ayrıntılı aile öyküsü alınmalı ve aile ağacı (pedigri)
çıkartılmalıdır. Hasta çocuk ise, aile öyküsünün alınması ve aile
ağacının çıkartılması sırasında hasta kişinin anne ve babası mutlaka
bulunmalı ve bilgiler direk ebeveynlerin kendilerinden alınmalıdır.
Hasta çocuklar ve aile bireyleri muayene edilmelidir. Hastalığın
tanımlanabilmesi amacıyla veya hastalığın tanımlandığı ancak kalıtım
şeklinin belirlenemediği durumlarda kromozom analizi, DNA analizi, enzim
düzeyleri gibi birçok ileri tetkike ihtiyaç duyulabilir.
Bu işlemler sırasında
saptanan riskler, çiftlerin yeni gebeliklerinde riskin
tekrarlamamasından tüm çocuklarının hasta doğma riskine kadar
değişebilmektedir. Bu işlemlerden sonra;
-
Hastalığın tanısı konmuş
veya genetik neden saptanmış ise hastalığın neden olabileceği
problemler, sonuçları, yeni gebeliklerdeki riskler, gebelik öncesi ve
sonrasında yapılması gerekenler konusunda aile aydınlatılır.
-
Tanı konamayan ailelerde
hastalığa ait kalıtım şekli belirlenmiş ise aileye tekrarlama riskleri
konusunda bilgi verilebilir.
Akraba evlilikleri
Akraba evlilikleri,
aralarında kan yakınlığı olan kişiler arasında yapılan evliliklerdir.
Akrabalık derecelerine göre en yakını 1. derece akraba evliliği
dediğimiz kuzen evlilikleri olup teyze, hala, amca ve dayı çocuklarının
arasında yapılan evliliklerdir. Yurdumuzda akraba evliliği oranı %20–40
olup bölgelere göre değişmektedir. Bu oran, bir kaç izole toplum dışında
dünyanın en yüksek akraba evliliği oranıdır. Genel olarak toplumda doğan
her 100 çocuğun 2-3 ünde çeşitli nedenlerden kaynaklanan anomaliler
saptanır. Bu risk akraba evliliği yapmış olan çiftlerde iki katına
(%4–6) çıkar. Bu nedenle akraba evliliği yağmış çiftlerde gebelikler
düzenli olarak takip edilmeli ve ileri düzey ultrasonografi mutlaka
yapılmalıdır. Doğum sonrasında ise yenidoğanda fenilketonüri gibi sık
gözlenen ve resesif kalıtılan hastalıklar için tarama testleri
gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu çiftler, bazı resesif kalıtımlı
hastalıklarda ilk bulguların doğumdan sonra gelişim evrelerinde ortaya
çıkması nedeniyle ikinci bir gebelik öncesinde uyarılmalı ve 1–2 sene
beklemeleri önerilmelidir.
Akraba evliliği aynı
hastalıklı geni taşıma riskini arttırdığı için özellikle nadir gözlenen
otozomal resesif hastalıkların ortaya çıkma riskini de artırır. Akraba
evliliği sonrasında otozomal resesif kalıtımlı bir hastalığın ortaya
çıkması durumunda çiftlerin yeni gebeliklerinde hasta çocukların doğma
riski her gebelik için %25’tir.
Teratojen ajanlar
Gebelik sırasında karşılaşılan çevresel etkenler ve kimyasal maddeler
fetüste malformasyonlara (şekil veya fonksiyon bozukluğu) neden
olabilir. Teratojen bir ajanın gebeliğe etkisi; gebeliğin hangi
döneminde maruz kalındığı, ajanın özelliği, ne kadar süre ve dozda
kullanıldığına göre değişir. Bunların embriyo üzerindeki etkisi, ilk 2
hafta içerisinde olup embriyo ya kaybedilir veya tamamen sağlıklı olarak
gelişmeye devam eder. Teratojen ajanların etkileri özellikle
organogenezisin (organ gelişimi) gerçekleştiği 3–10. haftalarda
gözlenir. Gebeliğin daha sonraki dönemlerinde ise fetüsün etkilenme
olasılığı daha düşüktür. Gebelik döneminde bir teratojen ile
karşılaştığı düşünülen kadınlarda bilgiler çok dikkatli alınmalı ve daha
sonra aileye genetik danışma verilmelidir.
Tekrarlayan gebelik kayıpları
Doğal gebeliklerin yaklaşık
%15-20’sinin düşükle sonuçlandığı düşünülmekle birlikte, kadınların
çoğunlukla çok erken dönemdeki düşükleri fark edememeleri veya bir kaç
gün kaymış adet kanaması olarak değerlendirmeleri nedeniyle bu oranın
daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Düşüklerin oluşumunda çeşitli
nedenler rol almaktadır. Bunlar genetik, anatomik, endokrin, otoimmün
veya dış kaynaklı nedenlerdir. Bu nedenlerin en önemlilerinden biri olan
fetal kromozom anomalileri ilk 3 aydaki düşüklerin %50-60’ından, ikinci
üç aydaki düşüklerin %20-25’ inden, üçüncü üç ayda ise %5-10’nundan
sorumludur. Fetüste saptanan bu anomaliler genellikle yeni oluşan
olaylardır ve diğer gebeliklerde tekrarlama riski çok azdır. Bununla
birlikte bazı çiftlerde anne ve baba sağlıklı olsa da düşüklere neden
olabilecek kromozomal düzensizlikler saptanabilir. Bu nedenle gerek
düşük materyalinde fetal dokuya ait hücrelerde, gerekse tekrarlayan
düşükleri (2 veya daha fazla düşük) olan çiftlerden alınacak kan
örneklerinde kromozom analizlerinin yapılması gereklidir. Yapılan
genetik incelemede kromozom anomalisi saptanamaz ise düşüklere neden
olan diğer faktörlerin kadın doğum uzmanı bir hekim tarafından
değerlendirilmesi gereklidir.
İleri anne yaşı
İleri maternal yaşı (>37) olan kadınların gebeliklerinde kromozomal
düzensizlik riski artmakta ve en sık olarak Down Sendromu (Trizomi 21)
görülmektedir. Normalde 700–800 doğumda bir (%0,1 den az) gözlenen Down
sendromu yaşla birlikte artmakta ve 40–45 yaşlarında görülme riski %1–4
arasında değişmektedir. Bu nedenle ileri anne yaşı olan çiftlere gebelik
öncesinde kromozomal anomali riski anlatılmalı ve prenatal tanı
önerilmelidir.
İnfertilite
İnfertilite nedeni
ile değerlendirilen çiftlerin yaklaşık %30-40’ında erkek faktörünün
sorumlu olduğu bilinmektedir. Erkek infertilitesine yönelik olarak
gerçekleştirilen detaylı incelemeler (anamnez, fizik muayene, hormonal,
serolojik veya immünolojik testler, ultrasonografi ve Doppler inceleme)
sonucunda, olguların çoğunda altta yatan nedeni tanımlamak mümkün
olmamaktadır. Son yıllarda moleküler genetik alanında kullanılan
tekniklerdeki hızlı gelişmeler sonucunda infertilitenin genetik kökeni
hakkında çok detaylı bilgiler ortaya konulmaktadır.
Şiddetli erkek
faktörü yüksek oranda genetik problemlerle karşımıza çıkmaktadır.
Spermatogenezin (sperm oluşumu) belirli kromozomlarda yer alan gen veya
gen grupları tarafından yönetildiği, bu bölgelerdeki kusurların sperm
oluşumu, olgunlaşması veya farklılaşması gibi aşamalarda kusurlara yol
açabildiği bilinmektedir. Kromozomlardaki sayısal veya yapısal
değişiklikler, moleküler düzeydeki gen defektleri sperm oluşumunu farklı
mekanizmalar ile olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Erkek infertilitesi
üzerine yapılan genetik araştırmalarda bazı kusurların de novo
(yeni oluşum) olarak çıktığını göstermektedir. Yani saptanan kusur anne
veya babadan kalıtılmamış kişinin kendisinde ortaya çıkmıştır
|